31 Ocak 2016 Pazar

Film Kulübü #1

     
Merhaba!Düşündüm taşındım ve kendime her ay oluşturduğum kitap çizelgesi gibi bir de film çizelgesi hazırlamaya karar verdim.Fark ettim ki son zamanlarda gerçekten az film izleyerek cahil cahil evde oturan biri olmuşum.
Ha,bu uygulamayı ne kadar sürdürürüm meçhul ama en azından izlediğim filmleri gelip sana anlatayım da belki izlememişsindir ve yardımım dokunur diye düşünüp bir de blog da seri oluşturmaya karar verdim;iyi etmiş miyim?:)
Bu ay toplamda 10 tane film izledim,gerçi sonuncuyu saysam mı saymasam mı emin olamadım ama sinemada gösterime girmemiş olsa da film filmdir sonuçta diyerek ekledim.

1-)In Time/Zamana Karşı


25 yaşından sonra yaşlanmanın durduğu ve para değil de zaman sistemine sahip bir dünyada yaşayan Will Salas fakir bir bölgede yaşamaktadır.Bir gün adı bir"yanlışlık"sonucu bir cinayete karışır.Annesinin ölümüne de şahit olan Will hem intikam hem de hayatta kalmak için zengin bölgelerden birine yerleşir.Ve öğrendiği bazı sırlar sonucu yanlış olduğunu fark ettiği sistemi çökertmek için girişimlere başlar.

7/10 üzeri bir puana layık olduğunu düşündüğüm bir filmdi.*Puanının kısmen düşük olması kötü olmasından değil bu ay aşırı muhteşem filmler izlememden kaynaklıdır.*
İlk başlarda hep böyle mi ilerleyecek bu diye düşünsem de özellikle filmin ortalarına geldiğimizde gerçekten soluksuz izledim diyebilirim.
Oluşturulan ilginç dünyayı da hesaba kattığımızda hoş bir film olduğunu söyleyebilirim.
2-)Hugo Cabret/Hugo


Hugo Cabret,saat tamircisi babasını yangında kaybeden ve amcasıyla yaşamaya başlayan;amcasından öğrendiği tren istasyonunun saatlerini tamir etme işini o öldükten sonra da devam ettiren bir çocuktur.-Ne kadar uzun cümle kurdum öyle-
Hayattaki en değerli eşyası babasının bir müzede bulduğu bozuk bir otomatondur.Hugo bunu tamir etmeyi ister çünkü otomatonun babasından bir mesaj içerdiğine inanmaktadır.
Otomatonu tamir edebilmek için istasyondaki oyuncak dükkanından malzeme aşırırken bir gün yakalanır ve eşyalarına Bay Georges tarafından el konulur.Hugo'nun tek amacı eşyalarını Bay Georges'tan alıp otomatonun tamirine devam etmektir.
Film,Brian Selznick'in The Invention of Hugo Cabret adlı çocuk romanından uyarlamadır ve sanırım kısmen  üstad yapımcı Georges Méliés'in hayatını konu alıyor desem yanılmış olmam.

Filmi bu ay içinde iki kere izledim.Kesinlikle 9/10'u hak ediyor.Benim pek sevdiğim filmlerden birisidir kendisi.-Bunun bir sebebi de başrol oyuncusunu acayip tatlı bulmam.Çocuk şu an 18 yaşında olsa da hala çok sevimli,yanakları sıkılası bir şey-

-bakınız efendim-

3-)A King in New York/New York'ta Bir Kral

Devrim sonrasında neredeyse beş parasız hale gelen Kral Shahdov New York'a bazı dostluklar,ortaklıklar kurmak amacıyla gelir.Ve başına gelen bazı olaylar sonucu birden herkesin imzasını istediği adeta bir "yıldız"a dönüşüveriyor.

Filmi yedinci izleyişim falandı.Büyük ihtimalle bilmiyorsun ama mesleki anlamdaki idolüm Charles Chaplin'dir benim.Gerek  yaşadığı bazı şeyleri  gerekse düşünce yapısını kendime çok çok yakın bulurum.Bu yüzden böylesine sevdiğim bir adamın böylesine sevdiğim bir filmini nasıl objektif eleştirebilirim bilmiyorum.
"Komünizm"in sadece kelime olarak bile zamanında insanları nasıl tir tir titrettiğini gösteren bir film.
Çok keskin eleştirileri hiç çekinmeden dobra dobra yaptığı için bende yeri ayrı.Elbette 9/10*1 puan eksik olması Chaplin filmleri arasında en iyisi olduğunu düşünmememdir.*
4-)PK

Hindistan'a çok çok uzaktaki bir gezegenden,inceleme için gönderilen "Peekay"in dünyaya iniş yaptıktan çok kısa bir süre sonra gemisini çağıran cihazı çölde bir hırsız tarafından çalınır.
Gezegenine geri dönebilmek için kontrol cihazına ihtiyaç duyan PK onu bulmaya çalışırken yeni insanlarla tanışacak,bazı olaylara şahit olacak ve insanlara yaşadıkları hayatı bir kez daha sorgulatacaktır.

Rajkumar Hirani filmlerini gerçekten çok severim ben çünkü hepsi ince alaycı bir yapıyla korkusuzca eleştirir sistemi.
Dinin gerçekte ne olduğunu göstermeye çalışan bu filme puanım 10/10

5-)Breakfast at the Tiffany's/Çılgınlar Kraliçesi-ciddi misiniz?!-Tiffany'de Kahvaltı

Holly Golightly bir apartman dairesinde yaşayan oldukça neşeli,hayatı ciddiye almayan deli dolu bir kadındır.Bir gün üst kata taşınan komşusu Paul Varjak ile tanışır.Holly bu tanışma sayesinde aşkın ne olduğunu öğrenecek ve hayatın ciddi yönüyle tanışacaktır.

Ayy!Sanırım benimle ilgili bilmediğin bir diğer şey de canım sıkıldıkça replikleri ezbere bilmeme rağmen Breakfast at the Tiffany's izliyor olmam.
Ve çoğu kişinin aksine ben filmi Audrey'in en muhteşem performansını gösterdiği oyunculuğu için değil-Her filmde muhteşem olsa da onun en iyi filmi olduğunu düşünmüyorum ben- filmin çok sevdiğim konusu ve George Peppard için izliyorum.Peppard'ın en muhteşem filmi olduğunu düşünmüşümdür hep.


Ama yani bak bak asalete,gözlere,gülüşe bir bak!Sen 1961'lerdesin bir bekle ayol 2000'ler var daha görülecek,orada yaşayacak insanlar da var yani.Onların da gözü bayram etsin.
Gerçi yaşlanınca da maşallah,güzel kaldı adam.Mekanı da cennet olsun.
Neyse konumuz bu değil,ne diyorduk?Heh,bu kadar bilinen bir filmi nasıl anlatabileceğimi bilemedim,sen de izledin büyük ihtimalle.
O dönemlerde alışık olmadığımız bir kadın var karşımızda.Bu yüzden aykırı bu yüzden  cesur.
Orijinal bir kere.
O yüzden izleyin,izletin efendim :)
6-)Sabrina

Sabrina,Amerika'nın en zengin ailelerinden biri olan Larabee'lerin şoförünün kızıdır.Ve şansa bakın ki ailenin en küçük"playboy"oğluna çocukluğundan beri aşıktır.Kızının bu büyük aşkını bilen babası ona hem David'i-bu playboy'umuz evet-unutturmak hem de iyi bir aşçı olmasını sağlamak için Fransa'daki bir aşçılık okuluna gönderir fakat Sabrina döndüğünde artık eski Sabrina değildir.

Bu film benim izlemediğim sınırlı Audrey Hepburn filmlerinden biriydi.Kafası Karışık Blog'un sahibi Dilek'ciğimin İzlenesice 10 Film listesinde görünce izlemek şart oldu:)

Ya oyunculuklar o kadar doğal,o kadar orijinal ki.
Gerçekten sıradan bir "fakir kız zengin oğlan hikayesi"olmasına rağmen muhteşem bir yapıt.
Yalnız belirtmeden geçemeyeceğim ben filmin gerçek fedakar karakterinin David olduğunu düşünüyorum.
Baktığımız zaman o da Sabrina'ya aşık-Şıpsevdi gibi falan karıştırma oraları,aşık mı aşık?-
Ama sevmemesine rağmen,abisinin işi için olmasına rağmen sonunda gidip öpüyor öbür hatunu ve diyor ki"Haydi Fransa'ya,seni bekliyorlar."
İşte gerçek fedakar!
Yani sonunda David *kalp*Sabrina olsa ben daha mutlu olurdum

7-)Gentlemen Prefer Blondes/Erkekler Sarışın Sever

Dorothy ve Lorelei dans edip şarkı söyleyerek geçimlerini sağlayan iki genç kızdır.Bir gün dev bir transatlantikle Paris'e doğru yola çıkarlar.
Tabii ki yanlarında bir sürü zengin adamlar ve olaylar,olaylar...

Müzikal tadında eğlenceli mi eğlenceli bir film.Marilyn Monroe'nun en harika filmi olduğunu düşünmüyorum ama elbette güzel.Benim puanım 8/10

8-)X+Y


Nathan içine kapanık bir genç matematik dahisidir.Kendini yalnız matematik ile baş başa iken rahat ve güvende hisseder.Günün birinde İngiltere'yi Uluslararası Matematik Olimpiyatları'nda temsil etmek için kabul alır ve kampa gider.
Kampın ona katacağı çok şey vardır.İlk aşk gibi..

Bir kere film gerçek hayattan uyarlandığı için dikkat çekici bir özelliğe sahip.
Bir de Asa Butterfield gibi sevdiğim oyuncular var kadroda.
Aldığı tüm yorumlar da iyi.
Yani kısmen bayıla bayıla izliyorum kategorisine girebilecek bir film olmasını gerektiren şartlara sahip.
Lakin...
İzlerken beni ara ara cidden "Acaba fazla mı abartılmış?"diye düşündürttü.
Gerçekten kötü değildi.
Ama şimdi listede Breakfast at the Tiffany's yer alıyorken de onunla eş değer bir puan almasını beklememek gerekir .
Puanım 7/10

9-)Roman Holiday/Roma Tatili

Prenses Ann artık yaşamından iyice sıkılmıştır.
Her gün yapılan toplantılar,yemekler,basına söylenecekler...
Bir gün Roma'da korumalarını atlatır.
Ve kendini gazetecilerden kaçarken bir gazetecinin evinde bulur.
9/10
Ya yine başlayacağım Audrey'in her rolü harika doğallıkta oynayışı!...diye ve sen bir "fangirl"ün haykırışlarını dinlemeye zorlanmış olacaksın...Ama yahu sen de biliyorsun tanrıçalara ne yorum yapılır?
Hah,buldum!
Böyle bitmemeliydi.

10-)Lemonade Mouth/Limonata Ağzı



4 genç...Cezaya kaldıkları bir günde tanıştılar,ne kadar uyumlu olduklarının farkına vardılar.Bir grup kurdular.
İnandılar,başardılar...
Ülkenin en iyi müzik gruplarından biri oldular.

Evet listeye dahil edip etmeme konusunda kararsız olduğum film buydu.Çünkü sadece Disney Channel'da gösterime girmiş bir filmdi ama dediğim gibi film filmdir.

Evet,tam da tahmin ettiğin gibi içimdeki ergen hala yaşıyor benim:)
Her ne kadar şu sübliminal mesaj şeysilerine kalpten inanan bir manyak olsam da izlemeden duramıyorum böyle kıpır kıpır filmleri.

Film her şeyiyle klasik bir Disney yapımıydı.
Oyunculuklardan tut da müzikalimsi havasına kadar.
Aşıladığı hoş şeyler de vardı ama.İnanırsan başarırsın gibi...
Şimdi burada dıdıdı dıdı dıt dıt diye kamu spotumu patlatıyorum.
"Tanıdık ergenlere izletebilirsiniz,öğrensinler onlar da inanırsa başarabilir."
7/10

6 yorum:

  1. Çok teşekkürler adımı gördüm listede :) Sabrina ve Roman Holiday konusunda fikir yazmak istedim. Roman Holiday'i Sabrina'dan sonra izlediğimden sanırım pek beklentimi karşılamamıştı dediğin gibi sonu daha güzel mi bitseydi acaba? Buarada Çılgınlar Kraliçesi ne sahi? Çevirilerde dünya tatlısıyız yahu :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet,ben de Sabrina'dan sonra izlemiştim ve haklısın daha sönük ondan:)
      Öyleyiz valla:D

      Sil
    2. Hemfikir olmak keyifli oldu :)

      Sil
  2. Salam. Son filmi xüsusilə çox izləmişəm və sevirəm. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle,ben de çok severim.Pek kıpır kıpır bir film:)

      Sil

Yorumlar herkese açıktır-anonimler dahil!-Yani fikrini belirtmeyi unutma!Sana en kısa zamanda döneceğim:)

Tasarım:Sawako Kuronuma